- Yeni sol jenerasyonun ve sahip olduğu fikir veya ideoloji fraksiyonlarının şekillenmesinde, postmodern filozoflar arasında G. Deleuze’ün yeri ayrı ve büyüktür. O’nun politik düşüncelerinin oluşumunda ontolojik (varlıkbilimsel) düşünceleri etki sahibi ve düzlem yaratır bir niteliktedir (Fark ontolojisi). Sözünü ettiği politik düşüncelerinin oluşumu için bakmamız gereken varlık düşüncelerinin tarihi biraz eskiye gider. Platon ile başlayan ve Aristoteles ile şimdiye ulaşacak kalıba varan bu düşünce geçmişine bakmamız gerekir.
Şölen diyaloğunda Platon, “babam” dediği Parmenides’in katlinden, yani fikirsel olarak bir dönüşüme gidileceğinin bize haberini verir. Bu değişimin niteliği ise şudur: Parmenides’in ontoloji fikriyatının temelinde “bir” (hen) kavramı yer alır. Bunu daha iyi anlamlandırabilmek adına yine Platon’un Parmenides isimli diyaloğunu incelemek faydalı olacaktır. Bu, karşıtların bir araya geldiği sıfatlarla oluşan bir varlık ibaresinden söz eden Parmenides, varlığı hapsetmekten başka yola gidemez. Parmenides felsefesinde varlık sınırlı olarak kalacağından dolayı logos (söylem) söz konusu edilmez. Haşlakoğlu ve hocası Yalçın Koç lisanıyla söyleyecek olursak: “Parmenides’te fikriyat (düşünce) yoktur, onun düşüncesi nazariyata (seyir) tabidir. Dolayısıyla bir logos’un oluşumundan söz edilemez.”
Logos (söylem) ise ana noktayı oluşturan kısımdır. Dediğimiz gibi oluşumu Platon’a rastlar. Kısa bir özetini verecek olursak Platon’da logos’un oluşumu şöyle gerçekleşir:
Varlık (on) -> Töz (ousia) -> Öz (eidos) [ad (onoma)] -> Logos
Öğrencisi Aristoteles’in onun eserlerini kendi fikrince yorumlayıp geliştirdiği felsefesi, Platon’un felsefesini nasıl anladığımızı da değiştirmiştir. Bu anlatımın sebebini ise Whitehead’in şu sözüyle aktarabiliriz: “Batı felsefesi Platon’a düşülmüş bir dizi dipnottur.” Kendi temellerini Platon fikriyatı üzerine kurmuş bir geleneğin temellerini anlamadan modern düşünceler hakkında yazıp çizmek bizim için eksik kısımlar oluşturacaktır.
Temsil ve idea düşüncesi üzerinden varlığın bir eksik kopya, simülakr olarak görülmesinin reddedilişi Deleuze ontolojisini oluşturan noktadır. Bu Platonculuk reddiyesinin siyaset ve politikada nasıl karşımıza çıktığı sorusunu, bu geçmişin aktarımından sonra açıklamaya girişebiliriz.
Fark’ın Siyaseti
Öncelikle Deleuze & Guattari ortaklaşa felsefesinin bazı kavramlarına yer vermek durumundayız. Yersizyurtsuzlaşma, ağaç-düşünce, köksap-düşünce, arzulayan-makineler, molar ve moleküler, organsız-beden, kaçış çizgileri vb. kavramların kısa bir tanımını vererek devam edelim:
Yersizyurtsuzlaşma: Kapitalizmin veya iktidarın mevcut inançları, sınırları ve toplumsal kodları çözüp yıkma süreci.
Ağaç-düşünce ve Köksap-düşünce: Köksap; Batı düşüncesinin yüzyıllardır dayattığı tek tipçi ve kökene dayalı ağaç modelini yerinden eden, çok kültürlülüğü ve olasılıkları savunan alternatif bir düşünme biçimidir.
Arzulayan-makineler: Arzu, bireysel ya da psikolojik bir eksiklik duygusu değildir; toplumu, ekonomiyi ve dünyayı inşa eden aktif bir üretim gücüdür (Arzunun bu eksiklik olarak şimdiye kadar aktarılagelen tanımının dışında böyle bir tanımın varlığı mühimdir).
Molar – Moleküler: Molar düzlem; büyük ölçekli ve katı yapılardan (siyasi partiler, sınıflar, devlet kurumları) oluşur. Moleküler düzlem ise mikro düzeydeki akışlar, inançlar, hisler ve görünmez dönüşümlerdir.
Organsız-beden: Bedenin, dayatılan tüm kimliklerden ve rollerden arındırılarak saf potansiyeline kavuşmasıdır.
Kaçış çizgileri: Sistemlerin, sınırların ve baskı mekanizmalarının dışına sızmayı sağlayan yaratıcı özgürleşme yollarıdır.
İşin aslı, bu kavramların açıklamasının verilişi bize nasıl bir tablo çıkacağını gösterir veya kafamızda bir şemanın oluşmasına katkı sağlar. Modern Fransız felsefesinde kendisini Marksist, komünist, post-Marksist veya solcu olarak nitelendiriben filozofların düşüncesinde ana noktalar bu çevre ekseninde dolanır. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan refah döneminin sonuna doğru denk gelen ayaklanma ve direnişlerle birlikte ortaya çıkan “68 kuşağı” kavramı da bu çerçevede bize yardımcıdır. Modern devlet ve siyaset, özne için Aydınlanma dediğimiz fikirle birlikte (Foucault’ya bakmak bu noktada işe yarardır) aslında sanılanın aksine özgürlük değil, kendini özgür sanışın içine hapsedilmiş yanılsamalarla kurulan bir yaşamın teorisini oluşturur. Bu yakın geçmiş hakkındaki bilgiler, şimdi fark politikasını tam anlamıyla anlatmaya geçişimizin son noktasıdır.
Fark politikası ile molar-düşüncenin (ağaç-düşünce) karşısına rizom ile çıkılarak, siyasanın bireyi kalıplar içine hapsettiği ve yersizyurtsuzlaştırdığı yaşamın kurtarılışı için “kaçış çizgileri” adı verilen kurtuluş yolları ile kişinin kendini bir organsız-bedene, yani ona atfedilmiş sıfatlardan arınmış bir kişi olmaya çalışmasının oluşumu imlenir. Bu organsız-beden haline gelmiş saf birey, kimlik üzerinden oluşturulmuş fark kavramının da karşısında olma fikrinden uzaklaşır. Artık ona yabancı veya öteki olarak aktarılmış bulunan diğer bireyler bir öteki olmaktan çıkar ve kendisiyle birlikte farkın içinde aynı olurlar.
Farklılık üzerinden inşayla kurulan yönetim ve üretim biçiminin, üretim ilişkilerinin şekillendirdiği toplumsal ilişkiler gölgesinde yer alan bazı kişileri zaman zaman korkutucu olarak nitelendirip hapis veya ölümle cezalandırması şimdi anlaşılır olmaktadır. Böyle bir teori, kendinden sonraki –yani günümüzdeki– fraksiyonlara ve feminist teorilere de ilham kaynağı olmuş ve olmaktadır. Deleuze’ün oluş felsefesi ekseninde yine siyaset düzlemine oturttuğu kadın-oluş, algılanamaz-oluş, hayvan-oluş vb. kavramları bunun sebebinin ana kısmıdır.
Kısaca değinecek olursak:
Kadın-oluş: Eril, rasyonel ve egemen özne kalıplarını (baba, devlet, otorite) sarsarak duyarlılık ve kırılganlık üzerinden sistemde delikler açmayı imler.
Bu kavramın kendi başına verilişi zaten feminist teori içerisinde nasıl bir etkiye sahip olacağını gözler önüne serer diye düşünüyorum. Oluş felsefesi üzerinden geliştirdiği düşünceler yine bu metin ile ortak okunabilecek bir yapıya sahiptir. Ama kısaca aktaramayacağımızdan ötürü kendisine başka bir yazıda yer vermeye muhtacız. - Melih Akdoğan
