Dünya üzerinde milletlerin varoluşu insanın ilk oluşumundan sonra ortaya çıkmıştır. Avcı-toplayıcılıktan tarıma geçen insanoğlunun hayatta kalması artık araziye bağlı hâle gelmiştir. Tarımdan önce kabile hâlinde olan insanoğlu, ilk defa birbiriyle temas kurmuş ve bu temas zamanla anlaşmazlıklara yol açmıştır. Bu anlaşmazlıklar da savaşların başlamasına sebep olmuştur. Savaşların varlığı dünya gerçekliğidir ama insan düşünmeden de edemiyor. Hiç savaşın olmadığı bir yer mümkün mü? Bu soruyu sorduğumu zaman da şu cevap akla geliyor: İnsanoğlu eninde sonunda kendisinin çıkarını korumak için harekete geçer. O zaman da bu çıkarlarını, yani hayatta kalmalarının garantisi olan topraklarını elinde tutması için savaşmıştır. Günümüzde veya geçmişte bunun mümkün olmaması mümkün değildir. Peki savaşın gerekliliği buysa ancak insanoğlunun tüm bunlara rağmen savaşa girmeye meyli yoksa o tarafı nasıl manipüle edip savaşa sürüklersiniz?
1- Kışkırtma:
-İmparatorlar, padişahlar, sultanlar, kayserler vb. güçlü ordulara sahip olduklarında “dünyanın sahibi” inancına hiç olmadığı kadar inanırlar. Ordunun ayak sesleri öte taraftan duyulur, atların nalları yeri titretir, topların heybeti gökyüzünden belli olur. Bütün bunlara sahip olan hükümdar, karşısına çıkabilecek bir ordu bulmakta zorlanır. Adeta düşmanının topraklarında kendi topraklarındaymış gibi özgürce dolaşır. Mesela Osmanlı İmparatorluğu’nun 9. Sultanı Yavuz Sultan Selim Han, Safevi İmparatorluğu’nun kurucu hükümdarı Şah İsmail’in topraklarında dolaşıp karşısına çıkamadığında edebî değeri de olan şu mektubu kaleme almıştır:
İsmail! Sen benim ülkemin sınırlarında görünerek bana meydan okudun. Hükümdarların toprakları onların nikahlısı gibidir. Bu itibarla erkek ve mert olanlar ona başka birinin elinin değmesine dayanamazlar. İşte ben geldim. Halbuki haftalardır askerlerimle topraklarının üzerinde yürümeme rağmen ne senden ne de askerinden bir eser yok. Ölü müsün yoksa sağ mısın bilmiyorum. Hile ve aldatmadan başka bir şey bilmez misin? Eğer korkuyorsan bir doktor çağır çağı ki seni tedavi etsin. Seni daha fazla korkutmamak için güzide askerlerimden kırk bin kişiyi Kayseri yakınlarında bıraktım. Düşman hakkında ancak bu kadar lütuf gösterilebilir. Fakat kendini gizlemeye devam edecek olursan erkeklik sana haramdır. Zırh yerinde çarşaf, miğfer yerinde yaşmağa giyip şeyhlik ve şahlık davasından vazgeç!
İşte bu mektup, başlığın anlamını anlamamıza yardımcı olur. Bu mektup akabinde Şah İsmail, Çaldıran’a gelmiş ve mağlup olmuştur. Yavuz Sultan Selim, savaş sanatının yanına edebî sanatı da eklemiş ve ustalığını burada da göstermiştir. Bu örneğin çeşitliliğini daha çok liderde de görebiliriz. Örneğin oğlu Kanunî Sultan Süleyman, Memlük Sultanı Baybars, yenilgi yüzü görmemiş Sahipkıran Emir Timur, Türk’ün en entelektüeli Ebu’l-Feth Fatih Sultan Mehmed, Selçuklu’nun son büyük sultanı Sultan Sencer, Hindistan’ın hakimi Babür Şah ve daha fazlası. Harp sahasının en etkili silahlarından biri budur aslında. Kendi nefsini, iradesini kontrol edemeyenin yok olduğu bir psikolojik harp taktiğidir.
Abdulsamet Özcan
